Üçüncü Bir Göz Var mı?

Tarihin eski çağlarından bu yana birçok tartışmaya ve araştırmaya konu olmuş üçüncü göz kavramı, dünyayı daha iyi algılayabilen aydınlanmış bir bilinç halini ifade eder. Hiç kullanılmadığı için uykuda olduğu düşünülen bir altıncı organ olarak nitelendirilen üçüncü göz geçmişten bu güne birçok farklı görüş ile beyin epifizi ile ilişkilendirilmiştir.

Örneğin Descartes, Rönesans döneminde üçüncü göze ilgi duyarak üzerinde araştırmalar yapmış, üçüncü gözü beyin epifizi ile ilişkilendirerek bunun ‘ruhun ana kumanda yeri’ olduğunu ileri sürmüştür. ‘Mutlaka iki gözle veya iki kulakla veya benzerleriyle giriş yapan izlenimlerin ruh tarafından dikkate alınmadan önce vücudun başka bir tarafında birbiriyle birleştiği bir durum olmalı. Şimdi bu bezin dışında bütün kafanın içinde böylesi başka bir yer bulmak imkansız; dahası bu amaç için tüm girintilerin ortasında, mümkün olan en uygun yerdedir.‘– Réne Descartes

Hinduizm’ de ise üçüncü göz tamamen kabul edilen bir gerçeklik olup, birçok eserde de resmedilmiştir. Hindulara göre üçüncü göz aydınlanmayı ve uyanışı temsil eder. Hiçbir organın yapamadığı yüksek bilinçliliğe ulaşmayı sağlar. Antik Mısır ‘da ise Ra’nın Gözü ve Horuz’un Gözü figürler üçüncü göz ile bağdaştırılarak bilgelik ile eşleştirilir.

Dışa dönük beş duyunun aksine içe doğru bakan, içsel yolculuğu temsil eden, insanlığın sınırlamalarını aşan üçüncü göz , beyin epifizi, yaklaşık 6,35 mm genişliğinde ve 100 ml ağırlığında bir yapı olarak tasvir edilir. Birçok mistik inanışta çam kozalağına benzer. Kaşların arasındaki nokta ile aynı çizgide yer alır. Ajna çakra olarak da adlandırılan bu mistik organ, hormonal desteğini epifiz ve hipofiz bezlerinden alır. Amacı hem gerçek yaşamı hem de ruhsal yaşamı etkilemek, ruhsal, içsel sezgileri ve psişik yetenekleri ortaya çıkarmaktır.